|   |   | 

Kale Konut Projeleri Vitrini

Kale Projeler Haritası

Kale Konut Projeleri

İlçemiz Kale’nin tarih öncesine ait elimizde yazılı belgeler olmamasına karşın, yöredeki yerleşimlerin en eski merkezi olarak Medet Höyüğü’nü ele almamız gerekir. Höyük Eski Tunç, Hitit, Frig, Pers, Yunan, Roma, Bizans ve Türk dönemlerinin kültürlerini verebilmesi bakımından yörenin en önemli belge kaynadığıdır. Ancak bilimsel kazı ve araştırmaları hiç yapılmamıştır. Bunu yüzeydeki veriler kanıtlamaktadır.

Tarih öncesinde Mezepotomya’da kurulan devletlerin yanında Orta Anadolu’da Hatti ve daha sonra Hitit İmparatorluğu kurulmuş, BatıAnadolu’da ise Ahhiyava ve Lukka’lıların uygarlıkları vardı. Bu uygarlıklar Heredot tarihinden daha sonraları; Likya, Kayra, lonya uygarlıkları olarak gösterilmektedir. Likya’ lılar daha çok Güney-Batı Anadolu’da Kayra ise bugünkü Tavas-Kale, Karacasu ilçeleri ile Buğla’nın tamamını içine alarak Menderes Nehrinin güneyini kapsamaktadır. Menderes’in kuzeyi ise lonya uygarlığı olarak bilinir. Lonya’nın Kuzey Doğusu ise Lidya bölgesidir. Kayra’nın Kuzey-Doğusunda geniş bir sınır olan Frigya bölgesi yer almaktadır. Frigya’yı Karya’dan Babadağ ve Honaz Dağları ayırır.

Kale’nin Tarihini incelerken onun eski devirlerdeki tarihi ilişkilerine, sanatına, ticaretine ve ekonomisine katkıda bulunan diğer yerleşim birimleri arasındaki konumu yönüyle incelemek daha doğru olacaktır.

Bu günkü Kale’nin güney bitişiğinde bulunan şimdi terk edilmiş durumdaki “Eski Kale” adıyla anılan dört tarafı sarp üst düzey i düz sayılabilecek doğal kayalığın üzerinde kurulmuş olan yerin adınıTabae (Tabaı, Taba) olarak rastlanmaktadır. Yazıtlarında Tabenon olarak görülür.

Tabae’nin ilk kuruluşu hakkında kesin belgeler bulunmamakla beraber, yüzeydeki kalıntılar ile birlikte yöre ile ilgili çeşitli kaynakları Helienistik dönemden beri var olduğunu göstermektedir.

Birçok gezginler değişik zamanlarda yaptığı seyahatlar sırasında Tabae sözcüğünün antik dönemdeki benzer adlar ile olan bağınıincelemişlerdir. “Taba” adının günümüzde “Kaya” anlamına geldiğini savunmaktadırlar. Antik dönemde “Taba” ile kullanılan birçok yer adlarından bahsederler. Tabae’nin “Kaya” yı simgelediğini bunu kendin konumunu ve görüntüsünü bağlı bir ad olduğunu iddia ederler.

Ancak antik dönemde kurulan her kentin kuruluşu ile ilgili mitolojik bir efsane veya mitdolojik bir kahramanının adının bulunduğunu unutmamak gerekir. Tabenos adlı bir kahramanın Tabae kentini kurduğunu ve onun gibi Kibiras’ın Kibyra’yı (Bugünkü Gölhisar), diğer kardeşi Kidramos’un ise Kidrama’yı (Bugünkü Yorga Köyü) kurduğunu gerek antik yazar ve tarihçilerden gerek günümüz araştırmacılarından öğreniyoruz. Kibiras ve Kidramos, Tabenos’un kardeşidir.

Yöreyi gezmek, araştırmak ve incelemek için gelen gezginlerden Bizansli Etienne Tabae’nin Karya’dan daha çok Frigya ve Psidya bölgesi kentleri olduğunu söyler. Taba’nın “Kaya” anlamına geldiğini söyler. Selçuklu Beylik Döneminde, 1333 yılında yöreyi Arap Gezgini İbni Battuda gezmişve Kale’den Muğla’ya geçmiştir. Daha sonra Avrupa kökenli gezgin ve araştırmacılardan Anville-Bourguignon, daha sonra Coranncez ve Lous Robert ile Öeanne Robert’in çalışmaları bulunmaktadır. Özellikle Lous Robert Kayra Bölgesi ve Tabae hakkında incelemelerini yayınlamıştır. İtalyan Arkeolog Jacobi de yöre ile ilgili araştırmalar yapmıştır.

Tarihi Coğrafya bakımından Tabae; Kayra Bölgesinde yaklaşık aynı yükseklikte kurulmuş, Tabae ovasının batısında dağların batıya doğru olan geçidi üzerinde, yüksekçe bir yakalık üzerindedir. Antik dönemde Mobolla (Muğla) tarafından gelen yolun üzerinde ve bu yolun Apollonia (Medet) Heracleia (Vakıf Köyü), Sebantoplis (Kızılca), Aphrodisas (Geyre) kentlerine ulaşımı olup bu kentlerle yakın ilişkiler içinde idi. Bu yakınlaşma güneyde Kidrama ve Kibyra vadesinde Kuzeyde Laodikyanın bulunduğu Lykos Vadisinde (Denizli Ovası) görmek mümkündür. Batıda Mobella’dan (Muğla) sonra Ege Denizi kıyısında olan Caunos’tan (Köyceğiz) Halikarnassos’a (Bodrum’a) kadar Tabae’nin ticari bağının olduğu araştırmacılara tarafından tespit edilmiş durumdadır.

Tabae’a komşu olan, Apollania (Medet), Mobolla (Muğla), Kidrama (Yorga), Aphrodisiaks (Geyre), Heracieia (Vakıf) kentleri arasında yalnız bir kent değildir. Kuşkusuz ona bağlı köy niteliğinde birçok yerleşimler bulunmaktaydı. Bugündü Hırka köyünün bulunduğu yerde; Adamharmanıköyü sınırları içinde Kalan Asar Tepesinde, Çiftlik köyünde Yeniköy ile Özlüce köyleri arasında kalan Tabakhane deresinde Varalı Çayı Vadisinde köy niteliğinde antik dönem izleri veren yerleşimlere rastlanmaktadır. Bu yerleşimler Tabae kentine bağlı idi.

Tabae Ovası (Tabenorum Çampus) kentin ziraat yaptığı özellikle atlarının ve sığırlarının barındığı bir düzlüktür. Tarım ve Hayvancılığa elverişlidir. Bu nedenle Tabae’lılar öküz ve at figürünün sikke sanatında çok kullanılmıştır.

Kentin güney ve batı bölgeleri dağlıktır. Geniş orman bölgesine sahip olup, bu bölge antik dönemde küçükbaş hayvanlarının barınağıdurumundadır.

Tabae’nin kuruluşunun, büyük İskender’den sonra Anadolu’da kurulan antik kentlerin kuruluş dönemlerinde olduğunu son araştırmalar göstermiştir. Yüzeydeki kalıntıları ve özellikle sikkeler de bunu kanıtlamaktadır. Bilindiği gibi Büyük İskender’den sonra kurulan Helenistik Krallıklar Anadolu’da birçok kent devleti kurmuştur. Kent kurma siyasetiİskender ile başlamış, daha sonra Helenistik Dönem Krallıkları bu geleneği devam ettirmişlerdir.

Basılan sikkeler ilk dönemde gümüş olup daha sonralarıbronzları da görülür. Gerek gümüş, gerek bronz olsun tüm sikkelerin ön yüzlerinde tarımsal başlar yani Dionysos, Athena, Zeuz, Herakles, Apollon, Poseidon ve benzerleridir. Bu tanrısal betimler Helenistik çağda genel olarak tüm kentlerin ortak karakteridir. Sikkelerin arka yüzünde ise tabae kentini kendi tip ve karakterini gösteren seriler rastlanır. Ok ve Sadak geriye doğru bakan ayakta öküz figürü, bereket boynuzu, dioscures başlıkları, sunak, geyik, panter gibi figürleri kullanmışlardır. Sikkelerin arka yüzünde olan bu figürlerin yanında, tabae kentine ait olduğunu vurgulayan Tabenon (Tebenn) yazısı ve yönetici adları yer alır. (TABEN N, Tabae’lıların anlamındadır.) Bu sikkeler yarı otonom (özerk) olarak bilinen İ.Ö.3. ve 2. yüzyıllarda görülür.

Batı Anadolu’nun Roma’ya bağlanmasıyla (İ.Ö.133) Tabae kenti de bir roma kenti durumundadır. Kent Roma döneminde de sikke basmıştır. Roma sikkeleri bronz ve bakır sikkeler olup; bu sikkelerde daha çok imparatorun kendi adını rastlanır. İ.S.3. yüzyıldan itibaren tüm kentlerde olduğu gibi Tabae de sikke basımını bırakır.

Roma imparatorluğunun İ.S. 395 te ikiye ayrılmasısonunda Anadolu’nun tümüyle Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) sınırları içinde kalması ve bu dönemlerde Hıristiyanlığın yayılması Helenistik ve Roba dönemlerine ait bazı gelenekleri de beraberinde yok etmiştir. Bizans ve Hıristiyanlık dönemi ile ilgili pek izler görülmez.
12. ve 13. Yüzyıldan sonra Yörenin Türklerin eline geçmesi ile Tabae antik kenti bir Türk yerleşimine dönüşmüştür. Türkler Tabae adını kullanmamışlardır. Kale-Davas adını kullanmışlardır. Bu isim 1950 yıllarına kadar devam etmiştir. Bu tarihten sonra Kale olarak bilinmektedir.

TÜRKLERİN YÖREYE GELİŞİ:Malazgirt Zaferi Öncesinde Anadolu kapılarına dayanan Türkler bu zafere kadar Anadolu’ya birçok akınlar yaparak burasını tanımaya çalışmışlardır. Nitekim Büyük Selçukluİmparatorluğu Komutanlarından olan Afşin Bey Honaz yakınlarına kadar gelmiştir. Türkler bu akınların sonucunda, Anadolu’nun kendilerine uygun bir yurt olacağını düşünerek buraya yerleşmeye karar vermişlerdir. Yine bu akınlarla ilerisi için yerleşme planları yapılmışve alınması zor olan Bizans kalelerini yıpratmışlardır.

XII. Yüzyıl başlarında Kabae’nın Selçuklu Türkleri tarafından alınması ile ilgili şöyle bir olay anlatılır. Cafer Paşa’nın komutanlarından Mirza Bey, kale surlarına kadar gelmiştir. Fakat arazinin sarp olması ve şehrin savunmasının elverişliliği nedeniyle kuşatma uzun sürmüştür. Bu sırada Mirza Beyi gören tekfur Davinos’un kızı ona aşık olur. Şehre nasıl girileceğini ve bununla ilgili ip uçlarını Mirza Beye ulaştırmıştır. Bu önemli askeri sırları elde eden Mirza Bey son bir hücumla Tabae’nin fethini gerçekleştirmiştir. Tabae’nin Türklerin eline geçmesinden sonra, KALE VE TAVAS adları ile anılmaya başlandığı yazılı kaynaklardan anlaşılmaktadır. EVLİYE ÇELEBİ’ye göre“Menteşe oğullarından Mirza Bey buraya fethederken Kale’ de Adem az”buyurmuşlar ve bu sözler zamanla Türkler arasında DAVAS olmuştur. Halk arasında diğer bir söylentiye göre de Davas adıBizans Tekfuru Davinos’tan kaynaklanmaktadır. XIV. Yüzyıl gezginlerinden İBN BATUTA ise izlenimlerini şöyle anlatır. “…yollarında güvensizlik yüzünden bu şehirde (Denizli) bir süre kalmak mecburiyetinde kaldık. Sonunda bir kervan hazırlandı. Biz de ona katılarak bir gün ve gecenin birkaç saati yol almak suretiyle kuvvetli bir kale olan Tavas önüne geldik. Rivayet olduğuna göre Peygamberimizin sahabelerinden SUHEYBİ RUMİ bu kale halkındandır. Geceyi Kale’nin dışında geçirerek ertesi gün sabah hisar kapısına ulaştık. Kale halkı buraya gelişimizin sebebini sordu. Biz de gerekeni bildirdik. Bu sırada Kale dizdarı İLYAS-MİNAS Bey davarlarının hırsızlar tarafından çalınmasınıönlemek maksadıyla Askerleriyle Kale’den çıkarak çevriye ve yolları kontrol etmeye girişti. Bu iş bitince davarlar dışarıya çıkarıldı. Burada her zaman buşekilde hareket etmek mecburiyeti vardır.

Burada Kale halkından fakir bir adımın misafirhanesine indik. Kale dizdarı ihtiyaçlarımızı karşıladı. Oradan Muğla’ya hareketle Şeyh efendilerden birinin tekkesinde konakladık.

İBNİ MATUTA’nınSeyahatnamesinde belirttiği Suheybi Rumi aslen Rum kökenlidir. Tabae’de yaşamış ve İncil’i iyi incelenmiştir. Bunun sonucunda İslam dininin son Peygamber tarafından ortaya atılacağını ve yayılacağını bilmektedir. Nitekim VII. Yüzyıl başlarında Mekke’de Hazreti Muhammed’in Peygamberliğimüjdelenince Suheybi Rumi’de Tabae den kalkarak Arabistan’a gitmiştir. Hazreti Muhammed’in sağlığında onun sancağı altında yaşayan ender insanlardan biridir. Hatta ilk yedi sahabe arasında yer alma şerefine erişmiştir.

Yine İbni Batuta’nın notlarından anlaşıldığına göre Kale’yi çevreleyen iç içe iki suru vardır. 1982 yılı sonlarında başlayan Denizli-Muğla yolu yapımı sırasında ortaya çıkan blok taş dış surun kalıntıları olarak düşünülebilir. İç hisar ise doğal görümünü kale olan sarp kayalıkların çevirdiği alanlardır.

XII. Yüzyıl başlarından XIII. Yüzyıl sonlarına kadar Anadolu Selçuklu hakimiyetinde kalan Kale, 1243 yılındaki Kösedağ Savaşı’ndan sonra Selçukluların zayıflamaya ve dağılmaya yüz tuttuğu dönemde uç komutanları tarafından menteşe oğulları Beyliğine bağlanmıştır. Anadolu’nun fethi sırasında Akıncı ve Sancaktar olarak Horasan Türklerinin Kale ve çevresine yerleştikleri buradan bulunan mezarlardan anlaşılmaktadır.

Bu dönemde 1975 yılında radyodan Kale-Tavas konulu bir türkü yayınlanmıştır.

Ey Davas’ın şahin yurdu Kale’si
Senin gelip geçenlerin ne oldu?
Afşin Bey’in yiğitleri dertleşti
Bent ederek bu yaylada yerleşir.
Rumların tekfurları ağlaştı.
Hisar yapıp tüm cihanda ünleşti.
Senin gelip geçenlerin ne oldu?
Arslanların Allah için cenk etti
Ganimetin güzelleri denk etti,
Niğbolu’da doğan bey’ in ne oldu?
İslam için Türkmenler yerleşti.
Gaza edip imanları gürleşti.
Senin gelip geçenlerin ne oldu?

Kale 1330 yılına kadar Menteşe Beyliği yönetiminde kalmış,bu tarihte beyliğin Yıldırım Beyazıt tarafından ortadan kaldırılması sonucunda Osmanlı Devleti yönetimine girmiştir. Ne var ki 1402 tarihinde Ankara savaşında Yıldırım Beyazıt’ ın Timur’a yenilmesiyle beylik Timur Egemenliğine bağlı olarak yeniden kurulmuş,daha sonra 1424 yılında II. Murat tarafından tamamen Osmanlı Devletine bağlanmıştır.

Kale’nin XVIı. Yüzyıldaki durumunu Evliye Çelebi şöyle anlatır. “Davas Kalesi” Yunan yapısıdır. Hala paşa hassıdır. Kale, Davas ovası güneyinde, beşgen şeklinde, etrafı üç bin adem olup doğuya bakan bir demir kapısı vardır. Celali sığınmasın diye etrafına hendek kazılmıştır. Kalenin her tarafı gayya kuyusu gibi yalçın uçurumdur. İç Kale’si hala mamurdur. Ama küçüktür, içinde elli ev, bir cami, bir hanı, bir hamamı, üç mektebi, üç sebili, iki tekkesi ve altı zaviyesi vardır. Kale’nin batısında Kepez dağı dibinde üç bin bağ vardır. Bütün köy halkı altı ay bağlarında otururlar. Kale’nin doğu dibinde bir kayadan buz gibi bir su çıkar, havası da güzeldir.

Davas Kale’si Ziyaretgahı; dış kalede Karaca Ahmet Sultan’ın büyük bir merkadı vardır. Sarı Baba Sultan, Alkanlı Dede, Kepez Dede, Ali Bali Dede ve Gülüm Dede evliyalarındandır. Bu Kale’nin güneyinde korkunç Çamlıbeller geçip dört saati gittik.”
Osmanlı kayıtlarında, Tavas ve Kale yöresi Menteşe Beyliğinin yönetimi altında kalmış, Osmanlı döneminde Menteşe Defterdarlığına bağlı idi. Kale Osmanlı İmparatorluğu zamanında önceleri has iken sonra tımar olarak değiştirilmiştir. Zamanla burası III. Selim’in annesi Mehrişah Sultan adına verilmiş o da bu toprakları vakıf haline getirmiştir. XX. Yüzyıl başlarında bu vakıf mabeyn katiplerinden Ali Cevdet Beye hibe edilmiştir. Nitekim bu gün bu arazilerin devletin mi yoksa köylülerin mi olduğu konusundaki mahkeme ve soruşturma sürdürülmektedir.

Coğrafi Yapı

COĞRAFİ KONUMU: Kale Ege Bölgesinin İçbatı Anadolu Bölümünde Denizli iline bağlı Denizli - Muğla karayolu üzerinde Denizli il merkezine 75Km. Muğla iline ise 80Km. mesafede orta büyüklükte bir Anadolu şehridir.

İlçe Tavas, Beyagaç, Karacasu ilçeleri ve Muğla ili ile çevrilidir. İlçenin yüzölçümü 533 Km2 olup eski yerleşim yerinin doğal kale oluşundan dolayıilçemize Kale Davaz (Kale-Tavas) da denilmektedir. Kale ilçesi 29 derece Doğu meridyeni ile 37 derece Kuzey paralelinde yer almaktadır.

YÜZEY ŞEKİLLERİ VE TABİAT ŞARTLARI: Arazi genel olarak engebeli ve dağlıktır. Denizden yüksekliği 450 ile 1500 metre arasındadır. Arazisi: Akçay, Yenidere Çayı, Küfrekdere Deresi ve bunları bağlı çok sayıda derelerle dik derin vadilerle oyulmuştur.

DAĞLARI: İlçemiz sınıları içinde küçük çapta mahalli isimlerle bilinen ve pek tanınmayan çok sayıda dağları mevcuttur. Bunlardan bazıları ilçe merkezinin kuzeyindeki İtburnu dağı, Yeni köydeki Örük dağı, Özlüce köyündeki Tandır dağı, Demirciler köyündeki Havut dağıdır.

AKARSULARI: Akçay:Beyağaç İlçesi Derebaşımevkiinde başlayıp Beyağaç’ın Sazak Köyü ve Demirciler, Gökçeören, Esenkaya, Muslugüme, Künar köylerine takiben, İnceğiz köyü hudutlarında Kemer Baraj gölüne dökülür.
Yenidere Çayı: Tavas ilçesi hudutlarından başlayıp Kale Kale ilçesinin Narlı, Yenidere, Künar ve İnceğiz köylerine takiben Akçay’a dökülür.
Küfrekdere Deresi: Ortatepe hudutlarından başlayıp, Yenidere Çayı’na dökülür.

OVALARI:İlçe merkezi ve Karaköy Köyü Tavas ovası üzerinde kuruludur.

İKLİMİ: İlçe Coğrafi olarak Ege Bölgesinin İç Ege Bölümünde, Akdeniz Bölgesine geçiş mıntıkasında bulunmaktadır. Bu nedenle yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır. Akdeniz ikliminin tesiri altındadır. Yıllık yağış miktarı 653,9 kg.dır. Yıl içinde hakim rüzgar yönü batıdır. İlçede yıl içinde en çok yağış alan ay ocak ayıdır.

DOĞAN BİTKİ ÖRTÜSÜ:İlçe Akdeniz iklimi etkisi altında kaldığından doğal bitki örtüsünü de Akdeniz Bitki örtüsü oluşturmaktadır. Bunlar maki türleri ve iğne yapraklı ormanlardır. İlçede genişalanı kaplayan saf karaçam, kızılçam ve az miktarda Ardıç ormanları mevcuttur. Doğal bitki örtüsünde Karaçam, Kızılçam, Ardıç ve maki türlerinin dışında münferit ve küçük toplulukları halinde çeşitli meşe türleri, sedir çitlembik, zeytin, kızılağaç, çınar ve Karaağaç vardır. Ayrıca ormanlarda meyan, kekik gibi yıllık otsu bitki türleri de vardır.

TABAE İSİM VE YERLEŞME ALANI: Yaylaya adınıveren şehir sınırın güneyde yer almaktadır. Tabae kelimesinin tam olarak karşılığı olanDAVASveya TAVASantik dönemden beri günümüze kadar muhafaza edilmiştir.Tabae’nin kimliğini saptama çalışmaları 18.y.y da Anville Bovgoignen’da başlamıştır. 1807’de Davas’a ilk gelen Carencez olmuştur.

Piskoposluk listelerinde yer alan isim Bizans çağının sonunda kanıtlanarak Türkçeye geçmiştir. 1333 yazında Ladik’ten Denizli’ye gelen arap gezgini Batuda Tavas’a çıkar ve oradan Muğla’ya geçer. Tavas Kale’si o zaman 1320 tarihinden beri Elyes Bey adında bağımsız bir emirin merkezi imiş.Daha sonra Şehir 1365’e doğru Menteşe Emirliğinin himayesine girmiş olabilir. Bundan sonra da antik Casyanın tamamı Osmanlı şehri oldu.

Hacı Kalfa Cihanümanasında bahsetmiş ve her hafta kadılık ve Kale’de oluşturulan Fuardan söz etmiştir.

Evliye Çelebi’de Denizli ve Muğla’ya gelerek Tavas Kale’sinden geçmiştir.
Carencez Davas’a geldiği zaman 19.y.y. ın hemen başında Davas ağası Aydın Karaosmanoğlu Beyliğine sembolik olarak bağlıydı. 1894 de Davas Denizli sancağına bağlandı. Halen Denizli’nin bir ilçesi olan Davas o zaman ilin bir bölümünü oluşturuyordu.
Bütün bölge Davas adını taşıyordu. İlçe merkezi (Yönetim Merkezi) uzun zaman Davas Kalesi denen ve antik Tabae kendinin kayalığı üzerine yerleşme yeri olarak kurulmuştu. 19.y.y.boyunca Davas’ın “Şahin Yuvası” Denizli yollarını bitim noktasına, ovanın kuzeyine kolayca erişilebilen bir şehirde, kuzey doğudan 20 km. uzaklıkta yerleşmiş olan yarengüme şehrinin yararını, önemini gün geçtikçe kaybetti. Bu askeri ve sivil birimlerin merkezinin, kaymakam konağının, kazanın ilçe merkezi olduğu yerleşim yeridir.

Davas Kale’de artık sadece bir nahiyenin (Bucağın) başında bir müdür vardır. Yenilerde, bu değişiklik ve biliminde de bizzat anlamını buldu. Davas’ı ilçe merkezine dönüşme sürecini bitirdi. Antik Tabae’denayrılarak Davas kazasının ilçe merkezi olan Yarangüme’nin resmi adı oldu. Eski Davas Davas Kale ve Kale Davas bugün durmaksızın kullanılmaya devam eden, harfi harfine uygun olan ve kentin içinde bulunan antikTabaeşehrinden ayrı olarak basitçe Kale diye adlandırılıyor. Bize söylendiğine göre Kale’de oturanlar bu değişikliğe karşı çıkmaya başlıyorlar ve Tavas ismine dönüştürülmesini istiyorlar.

SÖZCÜĞÜNÜN (KAYNAĞI) ANLAMIBizans’lıEtienne bize yerli Tabae adının bir etimolojisini verdi. Şu veya bu nedenle Anadolu yer adlarıyla benzerlik kurduk. Birçokları Tabae adıyla sınırlı bir ilişki olduğu soncunda birleşiyor. Bu sonuç çıkarılabilecek yaklaşımlar ortaya çıkıyor.Tabae’nın Lidya kent adları ile benzerlik kurduk. Tabae’nın Karya’ya ait olan Taba yani “Kaya” kesin olarak ilişkisi vardır. Meoni’de Denizli çevresinde Lydya’nın diğer adları sıralanır. Thytire (Akhisar( civarındaki köy Philadelphia (Alaşehir) yakınında (Kallatebos kenti, meandr’ın Magnesia yakınındaki Tabarnis ve Sardes yakınındaki Tabalamosso Lidya ülkesi adları olması şaşırtıcıdır. Oysa Tabae adının Karya’lı olmasını söylemek için bir sebep yoktur. Bizanslı Etienne bunu söylemiyor kesinlikle notlarında “Lydya kenti” der. Tabae’dan bahseder. Yani buraya özetleyen yazar; Tabae’nın kaynaklarını ele alarak onun Lydyalı karakterinden tam olarak bahsediyor. Diğer yandan bir öncesi sayfada görmüştük. Tabae’nın Kayra dilinden ve kayra halkından değil Frigya, Lydya ve Psidya halkından olduğunu ileri sürüyor. Lydya halkı ile kent ve bölge arasındaki ilgili ekleyerek Tabae ile aynı isimde olduğunu gösteren yeni bir bağ olduğunu görüyoruz.

Le sile; Tabae adı “Kaya” yı simgeliyor ise Petra bunun kentin görüntüsünden kaynaklandığını söylüyor. Ovanın girişinden güneyindeki dağların sonundaki geçidi kaplayan dağların sınırının “U“ biçimindeki bir oyuntusuna yerleşmiş düzlüğün zirvesinde bir yükseklikte kayalık üzerindeki Kale Stratejik bir manzaradadır. Kuzeyde Tabae ovasının ağaçsız tarlalarıBabadağ yamaçlarına kadar sonsuz bir düzlüğün meydana geldiği ovadır. Doğu ve güneyde dağların dağınıklığı özellikle Bozdağ ile Güneyde birbirine dayanmışzincirleme yükseklikteki dizisi üzerindeki görünüş muhteşemdir.

ANTİK KALINTILAR: Davas Kale’deki antik kalıntıları Ziyaretçilerin not ettiği gibi az sayıda bulunmaktadır. Birkaç mimarı parçaların dışında özellikle kamu binalarının ve evlerin duvarlarında yazıtlar bulunmuştur. Yerinde olan tek kalıntılar şüphesiz az sayıda yer altı mezarlarıdır. Genellikle içinde bir dehliz kimi zaman tonozlu, kimi zaman düz bir hol görülür. Biri kapısı dor üslubunda iki sütünlu cephesi süslenmiştir. Üç tarafında oturulacak yeri olan dikdörtgen oda ile az ötede hemen hemen kare şeklinde oturma yerleri (Şekilleri) olan diğer oda yer alır. Duvarlar renkli mermerle kaplanmış diğer tarafta 3 metre derinliğinde 56 cm. genişliğinde bir kapıdan sonra 2.65 m yüksekliğinde diğer bir oda bulunur. Sağda ve solda sanduka koymak için taş mahsen bulunur. Bunu 65 cm genişliğinde ince ve dar bir koridor takip ede. Bu iki katın yüksekliği 1,50 m.dir. Bir mezarın üzerinde zift bir yazıt bulunmaktadır. 3 ile 4 cm. derinliğinde 18 cm. yüksekliğinde büyük mektuplardır. A yazıtı girişte solda, B yazıtı ise sağdadır.

TABAE ANTİK KENTİİlçenin ilk adı olan "Tabas" incelendiğinde, Taba sözcüğünün kaya anlamına geldiği, kayalık bir tepe üzerinde kurulduğundan, bu adıaldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, Taba kelimesi, maiyetindekiler, bağlı olan insanlar" anlamına da geldiğinden, krala bağlı insanlar, kralın maiyetindekiler olarak nitelendirilebilir. Diğer taraftan; Tabae' nin bir başka adı Türklerle birlikte, Davas veya Tavas olarak günümüze kadar söylenip gelmiştir. İlçe ilk olarak antik Tabas kentinin harabeleri üzerine kurulmuştur. Bu şehir, iki surlu bir kaledir. Kaleden dolayı, Kale Davaz olarak bilinir. 1950 yılından sonra ise, sadece Kale denilmeye başlanmıştır.

Denizli-Muğla karayolunun 78.km' sinde bulunan Tabae, doğal bir kale görünümündedir.Tabae, Büyük İskender'den sonra Anadolu'da kurulan kent devletlerindendir veHelenistik dönemden günümüze kadar kesintisiz bir yerleşime sahne olmuştur. Antik dönemde kendi adına altın sikke bastırılmıştır. Roma Hamamıve Osmanlı ait Cevherpaşa Camii, günümüze kadar gelen kalıntılardır.

Osmanlılar döneminde Kale, Menteşe Defterdarlığına bağlanmıştır. Kale önceleri "Has" toprağı iken daha sonraları, "Tımar" olarak değiştirilmiştir. Zamanla burası III. Selim'in annesi Mihrişah Sultan adına verilmiş ve topraklar vakıf haline getirilmiştir. XX. yy. başlarında vakıf, Mabeyn Kâtiplerinden Ali Cevdet Bey'e hibe edilmiştir. 1811'de idari teşkilatta yapılan düzenlemede Menteşe Sancağı, Aydın Eyaletine bağlandı. 1867- 1883 yılları arasında Tavas ve Denizli Aydın'a bağlı iki kaza iken, 10 Mart 1883'deki düzenlemede Denizli, İzmir'e bağlı bir mutasarrıflık haline getirildi. Bu durum, 1959'a kadar devam etmiş, bu tarihte, Tavas Kazası’ndan tamamen ayrılarak müstakil bir kaza haline getirilmiştir.

Antik Tabae kenti üzerine kurulan Kale-Tavas, Menteşe Beyliği’nin önemli kentlerinden biri olmuş ve Osmanlı döneminde de önemini korumuştur. Kenti 1330 ’lu yıllarda gören İbni Batuta, sadece kalesinden bahsetmiş; Evliya Çelebi ise 1670’li yıllarda kentin 50 ev ve bir cami içeren bir iç kale ile 300 ev, 5 mahalle, 5 cami, 1 han, 1 hamam, 3 mektep, 3 sebil, 2 tekke ve 6 zaviyesi olan bir dış kaleden oluştuğunu belirtmiştir. Cumhuriyet döneminde 1950’li yılından itibaren kent terk edilmeye başlanmış, bunun sonucunda bugün birkaç yapı dışında neredeyse tamamı toprak altında kalmıştır. Kentten günümüze sadece iki cami, bir hamam, bir çeşme, bir sebil günümüze ulaşabilmiştir. Başlayan kazı çalışmaları her yıl mütemadiyen devam edecek olup bu amaçla ayrılan yeterli miktarda ödenek bulunmamaktadır.

İnceğiz Kanyonu

İlçemize bağlı İnceğiz mahallemizde bulunan, Kemer Barajı'nı besleyen akarsuların aşındırmasıyla oluşan kanyon keşfedilmeyi bekliyor. Tamamen doğal oluşuma sahip kanyon, mahalli halk tarafından "Arapapıştı" olarak biliniyor. İlçe merkezine 45 Km. uzaklıkta olan İnceğiz Kanyonuna; Denizli,Aydın ve Muğla illerinden doğaseverler akın ediyor. Ziyaretçiler kanyonun güzelliğini izlemenin yanı sıra İnceğiz'in zeytin ve incirininin lezzetini de tatma şansı yakalıyor.

Kale Konut Projeleri

daha fazla yükle

© Copyright 2016 | 3DKonut.com inşaat, konut projeleri ve emlak haberleri platformu bir 3DVisualEarth iştirakidir. | Her Hakkı Saklıdır.