|   |   | 

Ödemiş Konut Projeleri Vitrini

Ödemiş Projeler Haritası

Ödemiş Konut Projeleri

ÖDEMİŞ İLÇESİNİN TARİHİ

 Ödemiş ovasısındaki en eski insan kültürü günümüzden 13 bin (M.Ö. 11 bin)
yıl önceden kalma Konaklı Beldesi’nin 700m. Güneydoğusundaki Soğukluk Dere-
si’ndeki kanyonda bulunan kaya altı sığınandaki şematik kazıma figürlerdir. 
Prehistorik(tarih öncesi) devrin, paleolitik (eskitaş) dönemi sonlarında yapılmış 
olan ve dinsel bir ayini ifade eden bu figürler, aynı zamanda Batı Anadolu’daki en
eski insan kültürünü de ortaya kor. Ödemiş ovasının yerleşim tarihi geç kalkolitik
(madentaş) çağından başlamaktadır. Bu çağda en eski yerleşmeleri ovadaki hö-
yükler oluşturur. Bütün höyüklerin özellikle M.Ö. III.binde erken Tunç çağında 
yoğun biçimde yerleşim görüldüğü, ayrıca M.Ö. II.binde  de yaygın yerleşimin var 
olduğu bilinmektedir. O sıralarda yöremizde doğudan gelmiş ilk Lydialılar yaşamak-
taydı.

   Hititler yukarı Küçükmenderes havzasına Assuwa ülkesi dediler. Assuwa adı
Grekler(Yunanlılar) tarafından  Asia biçiminde söylendi. Romalılar zamanında Asia
adı yalnız yukarı Küçükmenderes ovası için değil, tüm Batı Andolu için söylenmiş ve
zamanla büyük bir kıtanın adı olmuştur. M.Ö. XIII. Yüzyılda Hitit kralı IV. Tudhaila, 
Assuwa seferine çıkmış ve yöreyi imparatorluğuna bağlamıştır. Ancak Ödemiş yöre-
sinde Hititler’in varlığından kolay kolay söz edilemez. Bu devirde yöremizde bazı 
yerli bağımsız Beyler ile, Hititler’e vassal prensler hüküm sürüyordu. Hitit devletine 
M.Ö.XII. Yüzyılda Frigler son verdiler.
       Ödemiş ovası M.Ö.VIII. Yüzyılın ortalarında Lydia Heraklid sülalesi krallarının
hegomanyası altındaydı. Daha sonra Lydia’daki Mermnad sülalesinin kurucusu
olan kral Gyges’in yönetimine girdi. Ovanın M.Ö.648’deki Kimmer istilasından etki-
lenmiş olması gerekir. Adını efsanevi Lydia kralı Tmolos’dan alan Bozdağlar üzerin-
deki mermer yataklarından Lydialılar yontu yapımında yararlandılar.

Ödemiş ovasındaki Hypaipa(Datbey-Günlüce) kenti kök boyaları ve dokumaları ile
tanınmıştı. Bozdağ’dan elde edilen safran parfümü Lydia dışına satılırdı. Ödemiş
ovası Lydia halkınca yoğun biçimde iskan edildi. Bu ovada Lydialılar koyun, keçi ve
atlar beslediler. Bu atlara dayalı uzun mızraklı süvarileri ile tüm eski dünyaya dehşet
saçtılar.
        M.Ö. 546’da doğudan gelen Persler Ödemiş ovasını ele geçirdiler. Pers Kralı
Kyros, Dioshieron (Christoupolis, Pyrgion, Birgi) kentine geldi. Burada Persler için
kutsal alan yaptırdı. M.Ö. 499’da Persler’e isyan eden İonlar, Ödemiş ovasından
geçip, Bozdağ’ı aşıp, Sardes’e ulaştılar. Bozdağ’ı aşan ephesos - Sardes yolu İonlar’-
ın baskınından sonra önem kazandı. Persler, Bozdağ’da (Tmolos) dağ geçidini koru-
mak için beyaz mermerden bir karakol yeri yaptırdılar. Pers kralı I.Artakhsatra,
hypaipa’da ulusal Pers kültürünü simgeleyen ‘’Anahita’’ mabedini yaptırdı. Hypaiapa’-
da ‘’İrani Lydien’’ denilen ve kabul ettikleri yeni mezhepten dolayı bu adla tanınan
bir topluluk oluştu.

   Ödemiş ovası M.Ö. 334’de Makedonya Kralı İskender’in eline geçti. Bu Hellenistik
krallığın Halikarnassos (Bodrum) kuşatan ordusunun bir kısmı general Parmenion
yönetiminde Messogis (Aydın) dağlarını ve Ödemiş ovasını geçerek Sardes’e vardı. 
Hellenistik dönemde Ödemiş ovasına M.Ö. 323’de Antigonos ve daha sonra Trakya
satrabı Lysimakhos, M.Ö. 281’den sonra Hellenistik Selevkos krallığı, M.Ö. 229’da
Hellenistik Pergamon(Bergama) krallığı ve daha sonra Selevkoslar’dan Achaios’un
egemenliğine geçti.
       M.Ö. 133’de Ödemiş ovasında Roma egemenliği başladı. M.Ö.I. Yüzyılda Kilbianos
denilen yukarı Küçükmenderes ovası Ephesos kentine bağlı bir bölge durumuna geldi.
Pontus kralı VI.Mitridat M.Ö. 88’den, M.Ö. 85’e kadar Ödemiş ovasını Romalılar’dan
aldı. M.S.17’de olan büyük depremden Ödemiş ovasındaki yerleşimlerde etkilendiler.
M.S. 26’da Avgustus adına Asya’da yapılacak eyalet tapınağına sahip olmak için 
roma’ya kurul gönderen önbir kentin içinde Hypaipa(Günlüce)’da vardı.
Buna rağmen Hypaipalılar, Persler’in Anaitis(Anahita) mabedine saygıgösterip,
Romalılar’a kin beslediler. M.S.II. Yüzyılda Persli Artemis(Anaitis) kültürü çok
önemli bir duruma geldi. M.S.II yüzyılın ortalarında Asya eyaletinde görülen
deprem ve M.S.165’de Babilonya’dan gelen yıkıcı bir hastalık Ödemiş ovasındaki
canlılar için tehlikeler yarattı. M.S.III. Yüzyılda hypaipalılar, Ephesos’daki Büyük
Artemis onuruna yapılan spor oyunlarına katıldılar. Roma döneminde Ödemiş 
yöresinin ün salan en büyük zenginliği kozmetik ve boya sanayiinin yanında, 
eczacılıkta da kullanılan kaliteli zencefre madenleri idi. Sülüğen de denilen bu civa
cevheri önemli dış satım ürünleri arasındaydı. Bozdağ bağcılığı Romalılar döneminde 
imparator emirnamesi ile korunmaya çalışıldı.

M.S. 395.’den sonra Ödemiş ovası Bizans İmparatorluğu’nun Thracessien Theme’si
içinde kaldı. Hristiyanlık Ödemiş ovasına resmen girdi. Ovadaki Pyrgion(Birgi), 
Hypaipa(Günlüce), Nikaia (Türkönü ?) gibi kentlerde piskoposluklar kurulup,
Ephosos metropolitine bağlandı. XII.yüzyılda Pyrgion(Birgi)  ve Hypaipa(Günlüce)
metropolitlik (başpiskopos) merkezleri oldu.
1071 Malazgirt muharebesinden sonra Türkler Ödemiş ovasına egemen oldular.
Ancak 1098’de Bizans yöreyi geri aldı. Başlarında Beyleri ile Türkmen akıncıları 
zaman zaman Ödemiş ovasına girdilerse de, Bizans’ın direnmesi karşısında bu
akınlar hiçbir zaman kalıcı olamadı. Germiyanoğulları’nın subaşısı Aydınoğlu 
Mehmet Bey, 1304’de Türkmenler’den oluşan savaşçıları ile yukarı Küçükmenderes
havzasına girdi. Pyrgion’daki Katalan ordusunun çekilmesinden sonra Bizans kent
ve kalelerini almaya başladı. Birgi merkez olmak üzere 1308’de Aydınoğulları Bey-
liği’nin kurucusu oldu. 1333’de ünlü Arap gezgini İbni Battuta Birgi’ye gelmiş, Aydın-
oğlu Mehmet Bey’in Bozdağ’daki yaylağı, Birgi’deki sarayı, Birgi medresesini ve
yapılan gösteriyi anlatmıştır.

1390’da Aydınoğulları Beyliği’ne son veren Osmanlı sultanı yıldırım Beyazıd ordusu
ile Birgi’ye kadar gelmiş, Bozdağ’ı aşarak Sard’a gitmişti. 1402’de Aydınoğulları eski
topraklarına yeniden sahip oldular. 1403 kışını Tire’de geçiren Timur Han’ın askerleri
Ödemiş ovasında güvenlikten eser bırakmadı. 1406’dan 1426’ya kadar Ödemiş yöresi
Osmanlılar ile Aydınoğlu Cüneyd Bey arasında el değiştirdi. Osmanlı Sultanı II.Murad
1426’da Ödemiş ovasına kesinkes egemen olan Tire sancak beyliğine bağladı ve
1443’de yörayi kendine yıllık ödenek olarak ayırdı.

Sultan II.Selim’in hocası Birgili Ataullah Efendi, Birgi’de bir medrese yaptırarak devrin
ünlü bilgini Mehmet Efendi’yi 1563’de buraya gönderdi. İmam-ı Birgivi Mehmed
Efendi 1573’de taun hastalığından ölünceye dek bu medresede dersler verdi. 
Osmanlı Sultanı III.Murad2ın hocası ve 70 kadar eseri olan Birgili İbrahim Efendi,
Birgi’de taun hastalığının çıkması üzerine Bozdağ’a kaçtıysa da orada aynı hastalık-
tan ölerek Bozdağ Tekkesi’ne gömüldü. 1624’de Birgili bir timar sipahi olan Cennet-
karıoğlu yukarı Küçükmenderes havzası halkından söz alarak ayaklanmış, 1625’de
Denizli sınırında tutularak Birgi’de kazığa oturtulmuştur. XVII.yüzyılda Ödemiş 
yöresine gelen gezgin Evliya Çelebi Birgi ehri, Bozdağ yaylası, Erbain dağı, Gölcük,
Gülşen kazası(Kiraz ?), Balyambolu(Beydağ) kazası, Tasahorya,Beyköy ve Bey-
yaylağı’ndan söz ederek bu yüzyıldaki durumlarını sergiler. 1653 ve 1668’de ovada
depremler oldu. 1657,1672 ve 1690’da görülen eşkiyalık hareketleri bastırıldı.1684
de Ötemiş Türkmen oymağının yerleşik duruma getirilmesi ile Ödemiş kentinin te-
melleri atılmış oldu.

XVIII.yüzyılda Ödemiş ovası, merkezi Aydıngüzelhisarı olan Aydın Livası’na bağlıydı.
1739 ve 1850 yıllarında depremler oldu. Atçalı Kel Mehmet Efe’nin kuvvetleri Öde-
miş’e egemen oldularsa da 1829’da Yetim Mehmed Ağa tarafından geri alındı.
1832-1834 yılları arasında Ödemiş ve yöresi Mısır Seraskerliği’nin hükmü altında
kaldı. 1854’deki Kırım Savaşı’na ovanın zeybeklerinden kayılanlar oldu. 1865’de 
Birgi’de taun hastalığı çıktı. 1867’de çıkarılan Vilayetler İdaresi Kanunu ile Keles
(1948’de Ödemiş’ten ayrılarak ilçeoldu.), Bayrambolu(Beydağ, 1987’de Ödemiş’ten
ayrıllarak ilçe oldu) ve Birgi bucak durumuna getirilerek Ödemiş kazasına bağlandı. 
1877 Osmanlı-Rus Savaşı başında genel af çıkarılınca yöredeki zeybeklerin önemli
kısmı yüze inerek savaşa katıldılar. XIX.yüzyılın yöredeki en tanınmış efeleri 
Çakıcalı Mehmed ve Kamalı Mustafa’dır. 1 Haziran 1919’da Ödemiş’in Yunanlılar
tarafınadn işgali üzerine ovada efe,zeybekler ve halk yeni cepheler oluşturdular. 
Bozdağ’da Postlu Mestan Efe, Kaymakçı’da Gökçen Hüseyin Efe, Çaylı’da Keleş 
Mehmed Efe, Köseler’de Ömer Çavuş Efe, Halkapınar’da Mursallı İsmail Efe,Bademli
de Kör Bayram Efe açılan cephelerde Yunanlılar’a bir yıla yakın kayıplar verdirdiler.

Zamanla Ödemiş yüzünde cepheler dağıldı. Gerilla tipi yıpratma muharebelerinin
yerini düzenli ve disiplinli Türk ordusunun muharebeleri aldı. 30 Ağustos 1922’deki
Büyük Zafer’den sonra Yunanlılar 3 Eylül 1922’de Ödemiş’i terk ettiler.
BİRGİ ÇAKIRAĞA KONAĞI

        Birgi Çakırağa Konağı, Birgi Deresi’ne paralel Çakırağa Sokağı’nda, Karaoğlu Camii’nin batısındadır. Mimari üslubu korunmuş ender konaklardan biridir. 
        İnşasına Abdullah Ağa tarafından başlandığı, 1837‘de vefat eden Birgili zengin tüccar Şerif Ali Ağa tarafından tamamlandığı tahmin edilmektedir. Taş temel üzerine ahşap çatkı arası kerpiç dolgu tekniğiyle, “U” şekilli zemin üzerine iki kat olarak inşa edilmiştir.  Batısındaki dar sokağa açılan iki kapısı vardır.
        Taş döşeli zemin katta, hizmetçi, nöbetçi, bekleme odaları ve ahır yer alır. Konağın birinci ve ikinci katları dış sofalı plan tipinde, üç eyvanlı ve bu eyvanlar arasında ikisi büyük, ikisi küçük olmak üzere dört odası vardır. Eyvan duvarlarının üst kesimi panolar içine yerleştirilmiş kalem işi motiflerle bezenmiştir. Ahşap tavan çıtalarla baklavalara bölünmüş ve her birinin içi boyama meyve örnekleriyle veya derin oyma tekniğiyle yapılmış ahşap çiçek motifleriyle süslenmiştir.
        İkinci katta bulunan sofanın güneybatısından “İstanbul Odası” olarak adlandırılan baş odaya girilmektedir.Odanın kuzeyindeki ahşap dolabın üstüne düşsel bir İstanbul panoraması resmedilmektedir. Ahşap tavanı iki bölümlüdür. İstanbul manzarasına yakın olan bölüm bir kenarsuyu ile çevrelenmiştir. Şerit üzerine çiçekler ve kıvrımlı dallar resmedilmiştir. “İzmir Odası” denen mekan sofanın kuzeybatısındadır.  Güneyindeki ahşap dolabın üst kesimindeki İzmir panoraması iki yanda birer sütün ile sınırlandırılmıştır. Ahşap tavanı iki bölümden oluşmaktadır. İzmir panoramasına yakın olan bölüm çıtalarla oluşturulmuş dörtgen panolara ayrılmıştır. Tavanın diğer bölümündeki aynı tür panoların içi çiçek resimleriyle, derin oyma tekniğiyle yapılmış ahşap çiçek motifleriyle bezenmiştir.
        Duvar resimleri ve kalem işi süslemeleriyle ünlü konakta, ahşap süsleme teknikleri ağırlıkla kullanılmıştır. Resimlerde konu olarak; tek yapı tasvirleri, manzaralar, çeşitli natürmortlar, çiçekler, kartuşlar, boş madalyonlar, girlandlar, perde ve sütun motifleri işlenmiştir.
        Çakırağa Konağı’nın 1977-1995 yıllarındaki esaslı onarımında, merdivenleri ve bazı ahşap aksamları yenilenmiş, duvar resimleri resimlenmiş ve doğusunda kalan parselleri de içine alacak şekilde bahçesi yeniden düzenlenerek 15 Kasım 1995’te ziyarete açılmıştır.

Konak ziyaretleri ücretli olup, bilet: 3 TL’dir. Pazartesi günleri ziyarete kapalıdır.

ÖDEMİŞ ÇEVRESİNDE BULUNAN ANTİK KENTLERİMİZ

NEİKEİA 

        Neikeia antik kenti, eski Lydia bölgesinin unutulmuş ören yerlerinden biridir. Ödemiş ilçe merkezinin 10 km doğusunda, Türkönü ve Kurucaova köyleri yakınındadır. 
        Neikeia kentinin adı İÖ. 1.-İS. 1. Yüzyıla kadar kaynaklarda hiç geçmez. Bu nedenle kuruluş tarihi hakkında kesin bir şey söylenemez. Bu tarihten itibaren sikke basmaya başlayarak bir kent olarak tarih sahnesine çıkar. 
        Doğu Küçük Menderes havzasında Hypaipa (Günlüce) ve Dioshieron (Birgi) ile birlikte kendi adına para basabilmiş üç kentten biridir. Kentteki sikke darbı İ.S. III. yüzyılın başlarına kadar sürmüştür. Bazı paralarının arka yüzünde Sağlık Tanrısı Asklepios’un, hijyen ve temizlik tanrıçası, kızı Hygeia’nın ve çoğu kez oğlu kabul edilen, nekahet tanrısı cüce Telesphoros’un resimleri bulunmaktadır. Hastalıktan kurtulma, nekahet, sağlık ve temizliği simgeleyen tanrı betimlemeleri kentin bir tür sağlık merkezi olarak kabul edilmiş olabileceğini düşündürmektedir.
        Neikeia kenti önemini zincifre denen civa sülfür yataklarına borçludur. Romalı doğa tarihçisi Plinius’un (Naturalis Historia XXXIII/37) bildirdiği üzere, Eskiçağlarda Kilbiani denen bu yöre dünyanın en kaliteli zincifre (civa sülfür) madenleriyle ünlüydü. Zincifre yakın tarihlere kadar tıp-ilaç sanayinde antidot yapımında, özellikle deri hastalıklarının tedavisinde, kozmetik ve boya sanayilerinde kullanılan bir maddeydi ve Ephesos limanı aracılığıyla tüm dünyaya ihraç edilmekteydi. Ortaçağlarda “zencefur merhemi” (kırmızı demir boyası) deri hastalıklarının tedavisinde kullanılıyordu.
        Harabelerin güneybatı eteklerinde, üretimini 50 yıl kadar önce durdurmuş bir cıva maden ocağı bulunmaktadır. Yakın çevrede çok sayıda maden galerileri ve bir de açık ocak vardır. Bu durum mineralin Neikeia kentinden çıkarılmış olduğuna işaret etmektedir.
        Neikeia XIX. yüzyıldan beri birçok Batılı bilim adamının araştırmalarına sahne olmuştur. Yüksekçe bir tepenin yamacında teraslar üzerine kurulmuş bulunan kentin kalıntıları bugün büyük çapta toprak altında kalmıştır. Yaklaşık 4-5 bin kişilik tiyatrosu, sarnıçları, önemli kamusal yapıları, kiliseleri ve büyük bir alanı kapsayan nekropolüne ilişkin kalıntılar geniş bir sahaya yayılmış durumdadır.
        Antik kentin yayılım alanını (territorium) arkeolojik sondaj kazıları yapmadan belirlemek ve sağlıklı bir hükme varmak pek mümkün değildir.  Henüz belgelemeye yönelik ciddi bir araştırmaya konu olmamış ve bu nedenle kesin sınırları da saptanamamıştır.  

Neikeia Antik Kenti Konulu Tematik Sergi
Henüz tam anlamıyla gün yüzüne çıkarılmamış ve gerekli önemi görememiş olan Neikeia Antik Kenti’ni yöre halkına tanıtmak amacıyla Müdürlüğümüz teşhir salonunda kente ait sikkeler, pişmiş toprak kaplar, bronz aletler, camlar ve mermer eserlerden oluşan bir sergi düzenlemesi yapılmış ve ziyarete açılmıştır. Sergi halen müzede ziyaret edilebilmektedir.

HYPAİPA
Hypaipa Antik Kenti,  bereketli Küçük Menderes (antik Kaystros) ovasına  yukarıdan bakan Bozdağların (antik Tmolos)  güney yamacında yer alan bir Lydia şehridir. Antik Çağ’ın iki önemli kenti Sardeis ve Efes’i birbirine bağlayan kısa yolun üzerinde stratejik açıdan önemli bir noktada kurulmuştur. Yukarı Küçük Menderes havzasının ilk ilk şehirdir. Dans eden güzel kadınlarıyla ünlü kent Roma İmparatoru Gordinaus devrine kadar kendi paralarını basmıştır.
        Hypaipa Kenti hakkında  mevcut bilgi çok azdır. Strabon, Tacitus, Pausanias  gibi bazı antik çağ yazarları coğrafi konumu hakkında kimi bilgiler verseler de kentin tarihi ve kuruluşundan söz etmezler. Kent Persler’in Tanrıça Anahita için kurduğu tapınağı ile ünlüdür. Aniatis Yunan Ana Tarıçası Artemis ile Pers şifalı su tanrıçası Anahita’nın birleşmesinden ortaya çıkmış ve zamanla Lidya ülkesinin baş tanrısı haline gelmiştir. O devirde basılan madeni paraların üstünde bu tanrının resmi vardır.
 
Arakhne Efsanesi
Hypaipa hakkında bilinen en ünlü efsane Arakhne efsanesidir. Bu söylenceye göre Hypapialı genç kız Arakhne o kadar güzel nakışlar işler ve kilimler dokurmuş ki, periler bile onu şaşkınlıkla izlerlermiş. Kız, el işi konusunda bildiklerini kentteki diğer  kadınlara da öğretmiş. Arahkne bununla da kalmayıp, insanlara el işi öğreten Tanrı Athena’dan bile daha güzel gergef gerebileceğini  iddia etmeye başlamış. Athena bu duruma çok sinirlenmiş ve yaşlı bir kadın kılığına girip kızın yanına gitmiş. Ona alçak gönüllü olmasını ve tanrıların işine karışmamasını söylemiş. Ancak Arakhne yaşlı kadının sözünü dinlemek bir yana Athena ile yarışabileceğini söylemiş. Bunu üzerine Tanrıça kim olduğunu açıklamış ve gergef yarışına başlamışlar. Athena  Olympos Dağında yaşayan ünlü 12 tanrıyı, Arakhne ise Baş Tanrı Zeus’un Eorupe’yi kaçırışını nakşetmiş. Yarışma tamamlandığında kızın kendisinden daha iyi olduğunu gören Tanrıça daha da sinirlenerek onu örümceğe çevirmiş. Böylece Arakhne, sonsuza dek  nakış işlemek yerine ağ örmekle cezalandırılmış.
        Halk arasında oldukça popüler olan bu efsaneden hareketle Hypapia’nın Lidya’da önemli bir yün dokuma ve kumaş boyama merkezi olduğu sonucuna varılabilir.
        Hristiyanlık döneminde önemini koruduğu anlaşılmaktadır. Kilise kayıtlarına göre Efes Metropolitine bağlı bir piskoposluk merkezi olan kent İ.S. 12. Yüzyılın sonlarında kısa süre metropolitliğe yükseldi.
        Hypaipa günümüzde ilçemiz Ödemiş’e birkaç kilometre mesafede bulunan Datbey (Günlüce) Köyü sınırları içindedir.  Ortasından akan bir dere üzerine kurulmuş, sağlam durumdaki dört köprüsüyle dikkat çekicidir. Tarihi eserleri yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan kentte 2012 yılından beri Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nün yürüttüğü yüzey araştırmaları yapılmaktadır. 

ÇOBANDEDE TÜRBESİ 
Beylikler Döneminden kalma bir yapı Ödemiş ilçe merkezinin en eski binası durumundadır. Aynı zamanda bölgedeki değil, Anadolu’daki erken mezar yapılarından biridir; türbeden çok kümbet özelliği taşımaktadır. Kaynaklarda Kızıl Ali (Baba) Zaviyesi, Abdal Cüneyd Zaviyesi-Tekkesi olarak da geçen yapının inşa tarihi hakkında bugüne değin açık bir belgeye rastlanmamıştır. Ancak, mimarî özellikleri Aydınoğlu Beyliği dönemini işaret etmektedir.
        Sekizgen planlı yapı taş ve harç kullanılarak inşa edilmiştir. Sekizgen formlu bir külah ile örtülüdür. Giriş demir bir kapı ile sağlanmaktadır. Üç cephesinde pencere mevcut olup, bir tanesi sonradan örülerek kapatılmıştır.
        Mülkiyeti Ödemiş Belediyesi’ne ait olan türbenin restore edilmesi ve çevre düzenlemesinin yapılması için çalışmalar devam etmektedir. 

İlçe sınırları içerisindeki Osmanlı Dönemi’ne ait Tescilli Camiler

Küçük Camii
Büyük Camii
Köşebaşı Camii
Manav Ahmet Camii
Tekkeli Camii
Çamlık Camii
Ekinpazarı (Hacı Abdi Ağa) Camii
Kubbeli Camii

İLKKURŞUN’UN ÖNEMİ VE TARİHÇESİ

        İlkkurşun köyünün kurucuları, Kuzey Kafkasya’nın Otokhton (yerli) halklarından olan Çerkezlerin Şapsığ boyundandı. Çarlık Rusyası tarafından sürgün edilen köylüler  1879 yılının son aylarıyla 1880 yılının ilk günlerine kadar şimdiki yerinde köy evlerini Kafkas tipi evlerini imece usulü ile kurarak yerleşimlerini tamamlamışlardır.
        Yöre Halkı tarafından Hacı İlyas olarak bilinen Köyün ilk resmi ismi, ilk yerleştikleri Fethiye ilçesinden esinlenerek Fethiye veya Fethiyar olarak anılmıştır. İkinci resmi ismi Burhaniye'dir. 1927 yılında ise Atatürk tarafından İlkkurşun ismi verilmiştir.
        İlkkurşun köyü İzmir ilinin Ödemiş İlçesine bağlıdır. Ödemiş’in 10-11 km batısında İzmir- Ödemiş Demiryolu ve karayolu kenarına kurulmuştur. Köyün yol kenarına kurulmasında ana etken o zaman ki Osmanlı yönetiminin İzmir- Ödemiş Demiryolunu güvence alına alma politikasında yatmaktaydı.
        I.Dünya Savaşında yenik düşen Osmanlı ülkesin birçok bölgesi gibi Batı Anadolu bölgesi de büyük devletlerce işgal edilmeye başlanmıştı. Yunanlılar, Büyük Helen İmparatorluğu kurma hayali ile (Megalo İdea) yerli ve yabancı işbirlikçilerin karşı konulmaz propagandalarıyla 15 Mayıs 1919 da İzmir’e çıkmışlardı. İşte o andan itibaren İngiliz silahları ve mühimmatı silahlandırılmış olan Yunan ordusu, Torbalı’ya geldiğinde iki kola ayrılarak birinci kol, Aydın yöresini işgal etmek, ikinci kol da kendilerine verilen güzergah olan İzmir- Ödemiş demiryolunu takip ederek Ödemiş ilçesini işgal için yola koyulmuştu.
        25 Mayıs’ta Bayındır,28 Mayıs’ta da Tire’nin Yunanlılar tarafından işgal edilmesiyle birlikte Ödemiş halkı da işgal tehlikesini yakından hissetmeye başlamıştı. Yunan Efzon Birliklerini Ödemiş’e sokmamak için Küçük Menderes havzasının kahraman çocukları olan Ödemişli vatanperverlerle köy halkı arasında varılan görüş birliği sonucunda köy sırtlarında bir cephe kurulmasına kara verilmişti.
        Köylüler arasındaki çalışmalar sonrasında Cephe Komutanlığına Ali Orhan Bey (sonradan İLKKURŞUN soyadını almıştır.) getirilmiş ve 31 Mayıs 1919 akşamı cephe kurularak son hazırlıklar gözden geçirilmiştir. Artık düşmanın gelmesi heyecanla beklenmekteydi. Bu sırada Köy, İlkkurşun muharebeleri başlamadan önce boşaltılmıştı. O günkü köyün minaresiz camisi de Dr. Mustafa Bengisu tarafından ecza malzemesi ile doldurularak sahra hastanesine dönüştürülmüştü. Thı-xujıko Kamil Bey'in 2 katlı evinin mahzeni de yedek cephane olarak mermilerle, Thauvşe Bekir Bey'in evi de levazım deposu olarak yiyecek-içecekle doldurulmuştu.
        (Dr Mustafa Bengisu : (koca doktor.)Osmanlı’nın son dönemlerini yaşamış, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda emeği geçen gerçek bir Kuvayı Milliyeci, inançlı bir vatan sever, Cumhuriyet’in ilk günlerinde, yoksulluğun ağırlığı altında ezilen kasabasını daha iyi günlere taşımak için her türlü zorluğa göğüs geren, yürekli, öncü bir vatansever ve liderdir.Cumhuriyet dönemi ilk belediye başkanlarımızdandır. (1927-1935) - milletvekili))
        31 Mayıs 1919 akşamı Hacı İlyaslar (İlk Kurşun) istasyonunu işgale gelen ve Çakavlos komutasındaki Yunan Birliği Aydın’dan gelecek bataryayı beklemeksizin elindeki kuvvetlerle 1 Haziran sabahı taarruza geçmişti. Yunan taburu demiryolunun kuzeyindeki tepeler üzerinden ilerlemiş, taburun Tire’de bulunan bölüğü de kuvayi milliyenin sol tarafını çevirecek surette Hacı İlyas yönüne yönelmişti.
        Yunan taburu Ödemiş Jandarma Komutanı Tahir Bey’in silahlandırmasıyla bölgede olan Ödemişli Ali Orhan Efe’nin saldırısına uğramıştı. Ellerini kollarını sallaya sallaya Ödemiş’i işgal edeceğini sanan bu komutan neye uğradığını şaşırmıştı. Kısmen pusuya düşürülen Yunanlılar bir hayli zaiyat vermişlerdi. Saatlerce muharebe eden efeler cephanenin tükendiğini belli etmemek için ateşi yavaş yavaş azaltmışlardı. Akşam ezanını geçmişti, cephanesi kalmamış olan efeler birer ikişer Ali Orhan Efe’nin direktifiyle çekiliyordu. Diğer kızanlar ise karanlık çökünceye kadar ateşe ara ara devam etmişler ve karanlık tamamen bastırınca karanlıktan yararlanarak çarpışma yerinden uzaklaşmışlardı. Fakat Yunanlılarda uyku bırakmamışlardı.
        Bu İlkkurşun muharebelerine rağmen köy Yunanlar tarafından işgal edilmişti. Bir çok kayıp veren Yunanlılar bunun acısını çıkartmak için ilerlediklerinde Caminin damına çakılan çift bayrağı gördüklerinde (Osmanlı ve hastane sancakları) direnişin merkezi burasıdır diyerek köyün doğu yakasından başlayarak cami de dahil bütün ev ve yapıları ve civardaki diğer köylerden Çatal, ve Kabaköy köylerini de yakmışlardı.

Bu muharebe Anadolu’nun Milli kuvvetleri ile Yunan ordusu arasındaki ilk muharebedir.

Jandarma Komutanı’nın Kolordu Komutanlığı’na gönderdiği raporun altına “Ödemiş Milli Kuvvetler Komutanı” olarak imza atması ayrıca dikkate değerdir.

İlkurşun muharebeleri kurtuluş savaşımızın ilk ateşleyicisi olmuştur.

Karşı konulamaz , onunla savaşılamaz propagandalarıyla İzmire çıkan Yunan ordusuyla savaşılabileceği kanıtlanmış kısa sürede bu direniş Batı Anadolu’da yankılanmış ve bütün yurt sathına yayılmıştır.

Ali Orhan Efe’nin bu kahramanlığı o yöredeki vatanseverlere bir işaret ver bir hazır ol emri bir vatanseverlik örneğiydi.

İlkurşun muharebelerinin esas önemi HALKA dayanan ve gerçek bir halk direnişi olarak ortaya çıkmasındır.

        Atatürk ve onun silah arkadaşları halka dayanmayan hiçbir harekatın başarıya ulaşmayacağını biliyorlardı. Yunanlılar İzmir’e çıktıktan sonra gerçek bir halk infialini bekliyorlardı işte bu da Ödemişli kahramanlara nasip olmuştur. Kurtuluş Savaşını, fiilen bu cephede yaktıkları kıvılcımla büyük bir sevda haline getirmiş, Kuva-i Milliyenin ilk gerçek zaferi olmuştur.
        İşte bu ulu direnişi gelecek nesillere anlatmak için 1924 İlkurşun köyünde Anıttepeler mevkiinde bir anıtın yapılmasına karar verilmiş ve anıtın üstüne 1 Haziran 1919 tarihinde “düşmana ilkurşun buradan atıldı.” yazılmıştır.
        1925 yılının Mayıs ayının son Pazar günü devlet erkanının da hazır olduğu o günkü İzmir Valisinin Ali İhsan Paşa’nın da katılımıyla açılışı yapılmıştır. O günden bu yana ilkkurşun cephesinin kahramanlarını anmak için Mayıs ayının son Pazar günü devlet erkanının da hazır olduğu ve yöre halkıyla beraber kutlamalar yapıldığı bilinmektedir.

ÖDEMİŞ'E ULAŞIM

Ödemiş'e karayolu ile 7 ayrı yönden ulaşım imkanı vardır. Birincisi İzmir-Torbalı-Bayındır- Ödemiş; İzmir-Torbalı-Tire-Ödemiş; Selçuk-Belevi-Tire-Ödemiş; Aydın-Köşk-Hamamköy-Ödemiş;  Salihli-Bozdağ-Ödemiş;  Nazilli- Beydağ- Ödemiş ve Alaşehir-Sarıgöl- Kiraz- Ödemiş istikametlerinde Ödemiş'e ulaşım mümkündür. 

Aynı zamanda Ödemiş'e demiryolu ulaşımı da vardır. İzmir Basmane ve Gaziemir istasyonlarından her gün belirli saatlerde tren seferleri mevcuttur. 

İzmir-Ödemiş, Ödemiş-İzmir tren saatlerini tablo halinde görmek için tıklayınız  

 İzmir'den Ödemiş'e otobüsle gelmek isteyenler için de günün belirli saatlerinde "İzmir Turizm"in İzmir Otogar ve Gaziemir şubelerinden Ödemiş'e otobüs seferleri bulunmaktadır.
 
İLÇEMİZDE İPEK
Tarihi geçmişiyle sadece bir kumaş olmakla kalmayan bünyesinde nice uygarlıkları etkileyen, sultanların, kralların malikânelerini süsleyen seçkinliğin ve asaletin simgesidir İPEK. 
Doğal elyaf olan ipeğin sıhhi olmasının yanında, doğru kullanım şartlarını oluşturmak koşuluyla yüzyıllara varan ömrü ve yıkamada özelliğini koruması yönüyle de farklılığını tescillemiş bir dokuma ürünüdür. Bu nedenledir ki her zaman doğal ürün kullanma konusunda hassas olan tüketicilerin ve meraklıların ilgi odağı olmuştur.

İPEĞİN ELDE EDİLİŞİ 
İpekböceği kozalarından tohumluk olarak ayrılanlar dışında, krizalit dönemini tamamlayarak kelebek haline gelen ipekböceğinin kozasını delerek dışarıya çıkmasına izin verilmez. Krizalitler henüz koza içinde iken 80 C° sıcaklığındaki özel buhar fırınlarına sokularak öldürülürler. Ölü kozalar kerevetlere serilerek eylül ayı ortalarına değin kurutulur.
İpekböcekçiliğinin gelişmiş olduğu ülkelerde, koza içindeki kelebekler kuru sıcak hava akımı ile öldürülmekte ve koza kurutma işlemi "Sekatör" adı verilen makinelerleyapılmaktadır.
Yaş koza kurutulduğunda, ağırlığının % 59'unu kaybeder. Kozalar bir süre sabunlu sıcak suda kaynatılacak olursa, böceğin ağzından çıkıştaki iki teli birbirine bağlayan "Sericine" adlı yapışkan çözüşür. İpek teli çekilirken, birkaç kozayı birleştirmek gerekir. Koza ipliği, yün ve pamuk gibi dokuma maddelerinden farklı olarak "kesintisiz devamlı elyaf sınıfına girmektedir. Suni ipek ve sentetik iplikler bulunmazdan, ipek önce bu sınıfa giren tek dokuma hammaddesidir.           

Karasal Yöntemlerle Kozadan iplik elde edilmede kullanılan Materyaller

1-      İslim odası:  Koza Pişirme Odası
2-      Kalbur : Kozaları sıcak sudan çıkarmada kullanılan iri telli elek.
3-      Kerevet :  Kozaları sermede kullanılan sedir.
4-      Tepme mancınık :  Kozadan ipek sağmaya yarayan çark.
5-      Gülcan  :  Çıkrıktan Gelen İpliği Yumak yapmaya yarayan alet
6-      Çıkrık:  İplik Bükme İplik Sarma İşlerinde Kullanılan ev ve ayakla çevrilen dolap.
7-      Kirmen:  İplik bükmeye ya da eğirmeye yarayan silindirik bir çubuk üzerinde iki parçadan oluşan basit bir alet.
8-      İğ  : Pamuk, yün ipek vb’ den iplik eğirmekte kullanılan, ortası  şişkin iki ucu sivri ve çengelli olan ağaçtan yapılmış araç dokuma için kamçılı el dokuma tezgahı kullanılır.(6)

ÖDEMİŞ İPEĞİ ve DOKUMACILIĞI
Dokuma; örtünme ihtiyacının çok ötesinde toplumsal farklılıkları vurgulayan, dünyanın en büyük sektörlerinden moda ekonomisine yön veren, yönetenle yönetileni, dini ve etnik kökenleri etkileyen, toplumdaki sınıfları birbirinden ayıracak kadar önem arz eden bir sanattır.
        Toplumlar bu sanatı tarih boyunca süslemeleriyle, renkleri ve kumaş seçimleriyle zevkleriyle inanışlarına ve kültürlerine yansıtmışlardır.
        Ödemişli arkeolog Prof. Dr. Veli Sevin, Anadolu’nun tarihi Coğrafyası I kitabında yer alan “Batı Anadolu’nun Az Bilinen Antik Bir Kenti Hypaipa Tarihi Üzerinde Bir Araştırma” isimli makalesinde kök boya ve ilk bez dokumalar üzerinde ilgi çekici ayrıntılara yer vermiştir.
        Lidyalılar döneminde zamanın en büyük kentlerinden olan Hypaipa (Datbey/Günlüce) de dokuma ve boyamanın M.Ö VI. ve V.yy.larda oldukça önemli olduğu Lidyalı kadınların şeffaf giysilerinden bahsetmektedir.
         Kök Boyadan ipleri boyamanın en az 2600 yıllık geçmişe sahip olduğu ve ilk kez bu bölgede yaşayan insanların gerçekleştirdikleri anlaşılmaktadır.(10)
        Birçok uygarlığın gelip geçtiği Antik dönemde Asia, Assuva diye adlandırılan günümüzde bölgeye ismini veren Küçükmenderes Havzası’nda dokuma, nakış ve iğne oyaları geleneklerimiz arasında yer almakla birlikte yöre ekonomisine de katkı sağlayarak geçim kaynağı olmuştur.
        Atalarımız ipekleri boyamak için renklerin her tonunu doğadan keşfetmiştir; ceviz kabuğundan kahverengini, şeftalinin ve asmanın yaprağından yeşili, safrandan papatyadan sarıyı ve birçok bitki kökünden moru, pembeyi, kırmızıyı ipekle buluşturarak İpeklerdeki canlılığı, renklerdeki parlaklığını ortaya koyarak oya ile kumaşın muhteşem uyumunda yörenin bitki örtüsünün önemi büyüktür. (7) 
        İpek ve dokumacılığı ilçemize bağlı Birgi mahallesinde 1500 yıl önce başladığı tahmin edilmektedir. 1940 lı yıllarda Birgi mahallesinde 3250 adet el dokuma tezgahının bulunduğu bilinmekle birlikte, teknolojinin gelişmesi, fabrikasyon dokumaların daha ucuza mal edilmesi nedeniyle el dokumacılığı günümüzde yok denecek kadar azalmıştır. Bazı eski dokumalar da yok olmaya yüz tutmuştur.(6)
        Türk el sanatlarında önemli bir yeri olan ipek dokumacılığı, Ödemiş’te sanayi tipi tezgahlarla yapıldığı gibi el tezgâhlarıyla da yapılmaktadır. Kumaşlar genellikle ham ipek olarak üretilmektedir. İsteğe bağlı olarak da renkli ipliklerle çizgili ve düz kumaşlar da dokunmaktadır.

İpek Dokumalar (4-5-8)
        Ham İpek Kumaş olarak dokunan ürünler; ipek empirme, İpek Jorjet, İpek Müslin,  İpek Şantuk,  Jakarlı,  saten,  Şifon, İpek Bürümcük, İpek Organze, Şantuk, Tafta’dır.
        Yörede kullanılan ve bilinen başlıca ürünler ise; yağlık (İpek Mendil), peştamal, puşi, pembezar, bürdü, bürümcük, idare bezi, havlu, çarşaf, yolluk ve el işçilikli dokumalardır.
        İpek yan ürünleri:   Kamçı İpeği, Tava Dibi İpeği, Kırıntı İpeği,  Tusa İpeği, Dupyoni İpeğinden de otantik giysi ve kumaşlar üretilmektedir 
        Ödemiş İpeği:  %100 ipek olup, minimum 10 cm enden, maksimum 3 m.ene kadar üretim yapılmaktadır. Ödemiş İpeği,  okullarda, özel kurs ve çeyiz evlerinde türk işi, el nakışı, makine nakışı, fırça ile batik boyamada yaygın olarak kullanılmakta, boyun mendili, yaka mendili, fular, baş örtüsü, vitrin takımı, solan takımı, masa örtüsü, sehpa örtüsü, peçete vs. kişilere özgü pek çok ürün elde edilmektedir.
        Günümüzde, ev hanımlarımızın el emeği göz nuruyla yaptıkları gelenekselleşen oyaları, nakışları, gelin kızlarımızın sandığına çeyiz, kadınlarımızın örtülerine süs, evlerimizin baş köşelerine renk olmaya devam etmektedir. Bu ürünler, Ödemiş Kadın El Sanatları Pazarı ve birçok lüks mağaza aracılığı ile de meraklılarına satılarak yöre ve aile ekonomisine katkı sağlamakta ve geçim kaynağı olmaktadır.

ÖDEMİŞ İPEĞİNDEN YAPILMIŞ ÜRÜN FOTOĞRAFLARI:

/153/Başlık Değirmeler  /153/Çaputçul  /153/Çiğ İpek Çarşaf  /153/El İşlemeli Havlu  /153/idare bezi  /153/DSCN9965  /153/iğne oyası2  /153/İpek Dokumalar  /153/ipek göynek  /153/kaneviçe havlular  /153/Kök Bolayı Dokuma Kilim  /153/Pembizar-Bürümcük  /153/peştemal 2  /153/posu-resimleri[1]  /153/tel kırma  

İPEKBÖCEKÇİLİĞİN TARİHÇESİ: 

(Türkiye’deki resmi kuruluş-İpekböcekçiliği Araştırma Enstitüsü-Bakır Demirkol-2004 İpekböcekçiliği ve Dutçuluk Kitabı) 
        Bazı tarihçilere göre M.Ö 6000 yıllarında Uzakdoğu ilkelerinden Hindistan’da ilk olarak ipekböceğinin yetiştiği bu tarihten 3000 yıl sonra Hint Kralının İran Hükümdarına ipek dokuma gönderildiği söylenmektedir.
        Çin; İpekböceklerinin kültüre alındığı ve kozalarından ilk ipek çekildiği yerdir. MÖ 2600 yıllarında Çin imparatorunun sarayın bahçesinde tırtılı görmüş bu tırtılın hayatının tetkikini kraliçe SHI-LING-SHI ya vermiştir. Kraliçe uzun süre yaptığı tetkikler neticesinde tırtılın koza yaptığını ve bu kozan iplik çekilerek dokuma yapılabileceğini tespit etmiştir. Bu nedenle Çin ipekçilik tarihinde SHI-LING-SHI  bir ipek ilahesi olarak tanınmaktadır.
        Çin’de bu sanatın gelişmesi hem ün hem de kazanç sağlamıştır. Çin bu serveti kaybetmemek için ipekböcekçiliğini kutsal saymış. Kanunlarına ölüm cezaları bile koymuştur. MS Türkistan Hoton Eyaleti hakanı ile Çin prensesinin evlenmesiyle ipekböcekçiliği sanatı prenses vasıtasıyla ilk defa Çin’den çıkmıştır. Ülkemize de M.S 500 yıllarında Bizans İmparatoru Justinyen zamanında İpekböcekçiliği ülkemize girmiştir.
        Yurdumuzda 1500 yıllık mazisi olan ipekböcekçiliğinin, İstanbul’un fethinden 1838 tarihine kadar Türkiye’deki seyri hakkında müspet belgeler bulunmamakla birlikte, Türkiye’nin bazı bölgelerinde ipekböceği beslendiğini özellikle Bursa ve dolaylarında koza, ipekböceği tohumu ve ipek ticaretinin önemli bir yer tuttuğunu el mancınık ve tezgahlarında dokunan envai türde dokunan ipek kumaş ve dokumalardan tahmin edilmektedir.
        Türkiye’de ipek çekme sanayi 1845 yılında Bursa’da kurulan 60 mancınıklı fabrika ile başlamıştır. Daha sonra 1888 yılında Torkomyan Efendi tarafından Bursa’da Darül Harir adında ipekböcekçiliği mektebi kurulmuştur. Bu mektep, 26 Mayıs 1926 tarihinde kabul edilen 859 sayılı yasa ile İpekböcekçiliği Mektebi adını alarak ipekböcekçiliği, ilk kez devlet tarım politikasında bağımsız olarak yer almıştır. 1930'da da ülke çapında ipekböcekçiliğinin geliştirilmesine katkıda bulunmak üzere İpekböcekçiliği Mektebi, İpekböcekçiliği Araştırma Enstitüsü'ne dönüştürülmüştür. Bu süreçten sonra, 1940 yılında da Türkiye, koza üreticileri için en önemli girişim,  "Koza Tarım Satış Kooperatifleri Birliğinin kurulması olmuştur. "Koza Birlik" olarak.İpekböcekçiliği Araştırma Enstitüsü  ve çalışmaları: Olumsuz koşulların sürekli olarak etkilendiği ipekböcekçiliğini içinde bulunduğu bunalımdan kurtarma görevi, Tarım Bakanlığı'nın 16 Ocak 1961 tarihli kararıyla İpekböcekçiliği Enstitüsü'ne verildi. 1962 ve 1963 yıllarında Japonya'dan "Polihibrid" tohumları getirtilerek deneme üretimine geçildi; olumlu sonuç alınması üzerine de, ülke çapında kontrollü ve kademeli olarak polihibride dönüşme kararı  verildi.
        İpekböcekçiliği Enstitüsü, bu süreç içinde bilimsel araştırmalar yapmakla görevlendirildi ve "Bursa İpekböcekçiliği Araştırma Enstitüsü" adını aldı (6 Kasım 1971). Bu yeni düzenlemeyle Türkiye'de ipekböcekçiliği konusunda yapılan her türlü bilimsel ve teknik çalışmaların yanı sıra yayın, araştırma ve ıslah projelerinin gerçekleştirilmesi, yasal denetimlerin yapılması görevi Tarım Bakanlığı adına Bursa İpekböcekçiliği Araştırma Enstitüsü'ne verildi.(1)
         Yurdumuzda ipekböcekçiliği yardımcı bir tarım kolu hüviyetindedir. İşçiliği diğer tarımsal sahalarda değerlendirilemeyen  yaşlı, çocuk, sakat olan aile fertlerince yapılması, kırsal alanda işsizliğin önlenmesi, kısa zamanda yüksek gelir sağlanması, tarımsal gelirin daha dengeli dağılmasında önemli derecede etkili olmaktadır ipekböcekçiliği Fransa’da ortaya çıkan pebrin hastalığı, Süveyş kanalının açılmasıyla Avrupa pazarlarına gelen ucuz Çin ve Japon ipekleri nedeniyle ipekböcekçiliği gerilemiştir. Nitekim 1990'lı yılların sonlarında, ipekböcekçiliği hemen hemen durma noktasına gelmiş bulunmaktadır. 2004 yılında da Türkiye’nin tek resmi kurumu olan İpekböcekçiliği Araştırma Enstitüsü de kapatılmıştır.    
        Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca da İpekböcekçiliğini teşvik etmek amacıyla  2002-2005 yılları arasında Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca DFİF’ten (Destekleme ve Fiyat İstikrarı Fonu), 2006 yılından İtibaren ise “Hayvancılığın Desteklenmesi Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname” kapsamında  ipekböcekçiliği ürün bazında desteklenmekte olup, 2012 yılı dahil  sektöre 14 Milyon TL destekleme ödemesi yapılmıştır. (3) 

İLÇEMİZDE İPEKBÖCEKÇİLİĞİ

        Türkiye’de ipekböceği yetiştiriciliği 29 ilde yapılmasına karşın toplam yaş koza üretiminin %80’i Antalya, Ankara, Bursa, Bilecik, Diyarbakır, Eskişehir, Hatay, İzmir, Muğla ve Sakarya illerinde gerçekleştirilmektedir.( 3)
        Tarihi bir ipek merkezi olan Ödemiş’te geleneksel ipek böcekçiliğini yaşatmak ve bölgede iş gücüne katılımı sınırlı olan kadınlara meslek kazandırmak ve kültürel değerleri korumak, geliştirmek amacıyla İlçemizde Kurulan Ödemiş Kadın Kooperatifince İpekle Geleceğini Doku Projesi kapsamında ilçemizde atölye açarak kadınlarımıza bu atölyede   Koza üretimi, kozdan iplik çekme, boyama, dokuma eğitimleri verilmektedir.  Projeyle, ipek dokumacılığı aracılığıyla kadınların mesleki becerilerinin arttırılması ve kadınlar için istihdam olanaklarının yaratılması amaçlanıyor. Geleneksel ipek dokumacılığını bilen ustalardan eğitim alan kadınlar, hem ürettikleri ürünlerle ekonomik olarak güçleniyor, hem de sosyal hayata daha fazla katılıyorlar.
        Kozdan iplik çekimi ve koza üretimi yöremiz Birgi mahallesinde karasal makinelerle kozadan iplik çekimi ve ipek dokumalar yapılarak geleneklerimiz sürdürülmeye çalışılmaktadır. Günümüzde Küçükmenderes yöresinde seri üretimlerde ipek hammadde temini  Çin, Özbekistan, Azerbaycan gibi diğer ipek üreten ülkelerden ithal edilmektedir. 

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ÖDEMİŞ’TE ÜRETİLEN ve KULLANILAN ÜRÜNLER

        Yağlık : Gelin olan kızların çeyizlerinde 100-150 adet bulunup ağırlıklı olarak erkekler kullanmaktadır. İpek mendilin ölçü boyutları 50*50  ipek yağlığın çözgü atkı iplikleri bükülerek el tezgahında dokunup kenarları bordo, lacivert, siyah, çizgili olanların ölçü ebadı 60*60 olup kenarları kıvrılıp pişmiş ipek ipliği ile antika veya sürefa işçiliği yapılanlarına uladı  yağlık denir. Bu yağlıkları erkekler kullanmaktadır. Özellikle uladı yağlıklar Osmanlı döneminde efeler ağırlıklı olarak kullanırdı.
        Peştamal: %100 tam ipekli olup pamuk karışımlı olanları da vardır. Enine boyuna kök boyalı elma yeşili, bordo, kırmızı renkler olup bayanlar etek veya sırtta şal gibi kullanırken % 100 pamuklu olanları kasaplar bellerine dolar. Ayrıca Türk hamamlarında da kullanılır.
         Puşi : %100 ipek veya %100 pamuk olarak da dokunur. İpek olana “Ağır Celep” denir. İpek olanlarını efeler, erkekler, deveciler ve ağalar başına –beline dolayarak kullanırken pamuk olanlarını genelde tarımda çalışan kadınlar güneşten korunmak için başlarına dolayarak kullanırlar. Bu puşilerin üzerine siyah, kahverengi, turuncu renklerde el ve makine nakışları yapılır.
        Pembizar (Bürümcük):%100 ipek olduğu gibi %50 ipek ve pamuk karışımlı olarak üretilip, çözgü ipek ve pamuk karıştırılarak çok yüksek tur bükümlü ipek atkı olarak dokunur, apre terbiye edilerek kullanılır.
        Başlıca kullanım alanları ,bayanlarda iç çamaşırı tamamen ipek olup yarım kol uçları ve boğazları ipek ipliği ile iğne oyası yapılarak kullanılır, erkeklerde yarım kolları ipek olup geri kalan kısmı pamuk olarak kullanılır.
        Bürdü  :  Pembizar Bürümcükten yapılır. 80*140 ebadında bayanlarda örtü olarak kullanılır. Bu pembizar bürümcükler el tezgahlarında bitmiş haliyle 20 cm eninde olup kapak tabir ettiğimiz ölçü birimi ile 22 kapak ölçülür (11 metre) ve bir top olarak tüketiciye sunulur. Ayrıca 20 cm eninde 120 cm boyunda uçlarını renkli ipekten iğne oyaları yapılarak flor olarak kullanılmaktadır.
        İdare bezi: İpek ve pamuk karışımı olup 45 cm enindedir. Yan yana 4-5 adedinin birleştirilmesi ile yatak ve yorgan çarşafı olarak kullanılır.
        Çiğ İpek Çarşaf : 60 cm eninde  çizgi boyları çözgüde pişmiş ipek olarak dokunup 4 adedi yan yana getirilerek birleştirilip yatak çarşafı olarak kullanıldığı gibi etekleri tel kırma sim ve Türk işi yapılarak gelin atlarının ve sünnet çocuğu atlarının üzerine serilir.
        Havlu: İpek ve pamuk karışımı ayrıca pamuk olarak 16 ayağa kadar (ölçü birimi- çerçeve) dokunup etek bordürleri nakışla işlenip banyo, el havlusu ve çeyiz havlusu olarak kullanılır.
        Çaput Çul Yolluk : 90 cm eninde çözgüsü pamuk ipliklerden atkısı evlerde kullanılan giysilik, perdelik veya kullanılmayan kumaşların kenarlarından makasla 1 cm eninde kesilip, yumak haline getirilerek  atkı olarak dokunup küçük halı veya yolluk olarak değerlendirilir.

İLÇEMİZDE SÜS BİTKİSİ YETİŞTİRİCİLİĞİ

İlçemiz ülke genelinde meyve fidanı ve dış mekan süs bitkileri üretimi açısından önemli bir yere sahiptir. İzmir’in doğusunda kalan Küçük Menderes havzası dünyada eşine az rastlanır bir iklimi, toprak yapısı ve bitki çeşitliliğine sahip havzalarından biridir. Küçük Menderes havzası, Türkiye sınırları içerisinde yılın 12 ayı bitki yetiştirme olanağına sahip bölgemizdir. İlçemiz bu özellikleri bakımından meyve fidanı ve süs bitkileri yetiştiriciliğine uygun olup, özellikle yayla ve ova ikliminde görülen farklılıklar dolayısıyla birçok süs bitkisi türlerinin yetiştirilmesine imkan sağlamaktadır. Bu üretimler son 10 yılda tarım gelirleri açısından önemli bir yer tutmakta ve bu oran her geçen yıl artış göstermektedir. 
        İlçemizde yaklaşık 4000 dekar alanda 55 milyon adet civarında yıllık süs bitkisi üretimi olduğu tahmin edilmektedir. Sadece Ödemiş Süs Bitkileri Üretici Birliğinin yıllık üretim kapasitesi 25 milyon çalı, 8 milyon ağaç ve ibreli olup, yılda 3 milyon dolar ihracat geliri oluşmaktadır. Bu üretim miktarı hemen hemen 600’e yakın aile için önemli bir gelir kaynağı arz etmektedir.
        Süs bitkisi üretimi bitki pasaportu kayıt sistemine tabi olup Gıda Tarım ve Hayvancılık İlçe Müdürlüğü tarafından üreticiler kayıt altına alınmaktadır. 2013 yılı itibariyle 36 işletme operatör olarak kayıt altına alınmıştır. Bu işletmeler içerisinde Ödemiş Süs-Bir (130 üye), SS. Bademli Kooperatifi (250 üye), SS.Yeşil Bademli Kooperatifi (104 üye), SS. Pirinçci Kooperatifi (48 üye) de yer almaktadır.

Ödemiş ilçesinde ağırlıklı olarak üretilen bitkiler şunlardır:

-Leylandi                                             -Taflan çeşitleri
-Limon Çamı                                       -Berberis çeşitleri
-Ardıç çeşitleri                                    -Alev Çalısı
-Mazı çeşitleri                                      -Abelya
-Çam çeşitleri                                      -Fırça Çalısı
-Ladin                                                 -Ateş Dikeni
-Sedir                                                 -Dağ Muşmulası
-Göknar                                              -Bahardalı
-Akçaağaç çeşitleri                           -Hanımeli
-Doğu çınarı                                        -Yasemin
-Batı çınarı                                          -Kartopu çeşitleri
-Akasya çeşitleri                                  -Gül Çeşitleri
-Erguvan                                             -Gaura
-Katalpa                                             -Lavanta
-Ihlamur                                              -Santolin
-Defne                                                -Kuşdili
-Ters Dut                                            -Ligustrum çeşitleri
-Süs Eriği                                            -Leylak
-Manolya                                            -Mahonya
-Sekoya                                              -Sarmaşık çeşitleri
-Söğüt                                                 -Mimoza
-Sofora                                               -Ortanca
-Zakkum                                             -Oya çeşitleri
-Pitosporum                                        -Şimşir
-Zeytin                                    
-Aromatik Bitkiler (Karabaşotu, Adaçayı, Nane çeşitleri, Kekik çeşitleri vb.) 

        Bunların dışında özellikle Akasya türleri, Ardıç, Ateş Dikeni, Berberis, Çam türleri, Gül, Muşmula, Hedere, Hanımeli, Mazı, Leylandi, Sedir, Servi, Taflan ve Zakkum yetiştiriciliği de önemli yer tutmaktadır.
        İlçemizde yaklaşık 15 milyon adet süs bitkisi muhtelif çeşitlerde süs bitkisi sevk edilmektedir. Bunların üreticilere toplam getirisi yıl içinde 40 milyon TL civarındadır.
        Ödemiş’te üretilen süs bitkilerinin büyük bir bölümü çevre illerde pazarlanmakta, tüm yurt geneline dağıtımı yapılmakta, özellikle belediyeler ve resmi kuruluşlara satışı yapılmaktadır. Başta  Türkmenistan, Azerbaycan, Kazakistan gibi Türk Cumhuriyetleri olmak üzere; Irak, İran vb. Arap ülkeleri, Gürcistan, Romanya gibi birçok ülkeye de ihracat yapılmaktadır

İLÇEMİZDE VERİLERLE SÜT ÜRETİMİ

İlçemiz günlük 800 tona yaklaşan süt üretimi ile ülkemiz süt üretiminde önemli bir yere sahiptir.

İzmir Türkiye Süt üretiminin %10’ unu karşılamaktadır.

Bu payın %73’ ü Küçük Menderes Havzasında gerçekleşmektedir.

Ödemiş süt üretimi Küçük Menderes Havzası süt üretiminin %36’sıdır.

Ödemiş süt üretimi, İzmir İli üretiminin %24’ ünün karşılamaktadır.

Ödemiş süt üretimi, Türkiye süt üretiminin %2,5’ i kadardır.

Ödemiş Konut Projeleri

daha fazla yükle

© Copyright 2016 | 3DKonut.com inşaat, konut projeleri ve emlak haberleri platformu bir 3DVisualEarth iştirakidir. | Her Hakkı Saklıdır.